»  YAZARLAR
»  ESKİŞEHİR BASININDA HAREKETLİ GÜNLER
ESKİŞEHİR BASININDA HAREKETLİ GÜNLER
Eskişehir Nöbetçi Eczaneler Listesi
»  ESKİŞEHİR'DE HAVA DURUMU
ESKİŞEHİR
Şikayet Kutusu
Eskişehir'de Sinemalar
Günlük Burçlar
CANLI YAŞAMIN İÇİN SU BİR HAKTIR!!!. SATILAMAZ
Su yalnızca politikacıların inisiyatifine bırakılamayacak kadar hayati öneme sahip ve tüm canlılar için yaşamsal bir haktır !…
21.03.2019

Birleşmiş Milletler Teşkilatı dünyada giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek,
içilebilir su kaynaklarının korunması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasın da
teşvik olması amacıyla 22 Mart gününü "Dünya Su Günü" olarak ilan etmiştir. İlk kez
1992‘de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı‘nda önerilen Dünya Su Günü’nde
her yıl bir tema altında çeşitli etkinlikler yapılmaktadır. Ülkemizde Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü (DSİ) öncülüğünde kutlanan Dünya Su Gününün 2019 yılı teması “Kimseyi
Geride Bırakmamak” olarak belirlenmiştir.
Kimseyi geride bırakmama hedefi Birleşmiş Milletler’in 2030 sürdürülebilir kalkınma
ajandasında da yer almaktadır. Buna göre, tüm ülkelerdeki insanların sosyo-ekonomik
kalkınmadan ve cinsiyet, yaş, ırk, dil, din, politik ve diğer görüş, ulusal ve sosyal köken,
variyet, sakatlık, vatandaş, göçmen ya da sığınmacı olmak gibi konularda herhangi bir ayrıma
tabi tutulmaksızın insan haklarından yararlanmasının sağlanması hedeflenmektedir.
Çocuklar, gençler ve kadınlar, sakatlar, AİDS/HİV hastaları, yaşlılar, yerli halk, göçmenler ve
sığınmacılar en dezavantajlı grupta yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin insanları,
özellikle de kırsal kesimde yaşayanlar içme suyu ve sanitasyona erişim ve beslenme gibi
temel insan haklarından mahrum kalmaktadır.
Bugün dünyada aşırı yoksul olan %20’lik kesim, toplam gelirin yalnızca %1’ine sahiptir ve
temel hizmetlerden yararlanamamaktadır. Bu insanlar çoğunlukla kırsal kesimde yaşamakta
ve günde 1 $’dan daha az gelir elde etmektedir. Günde yaklaşık 3 saat kadar, ellerinde
bidonlarla en yakındaki gölden ya da nehirden su getirmeye çalışmaktadırlar. Üstelik bu su
kaynaklarından getirdikleri sular da içmeye uygun olmayacak kadar kirlidir.
DSİ 2018 yılı verilerine göre, Ülkemizde yılda ortalama 450 milyar m 3 suya karşılık gelen
yıllık ortalama yağış  miktarının 181 milyar m 3 ‘lük kısmı akışa geçerek akarsular vasıtasıyla
denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır. Diğer taraftan, komşu ülkelerden
ülkemize yılda ortalama 7 milyar m 3 su akışı olmaktadır. Ancak, günümüz teknik ve ekonomik
şartları içinde tüketilebilecek yerüstü suyu potansiyeli; yurt içindeki akarsulardan yılda
ortalama toplam   94 milyar m 3 `dür. 18 milyar m 3 olarak belirlenen çekilebilir yeraltısuyu
potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltısuyu potansiyeli yılda ortalama
112 milyar m 3 olmaktadır. Yıllık tüketim, yüzey sularından 54 milyar m 3 , yeraltısularından ise
15 milyar m 3 ’dır. Buna göre, toplam kullanılabilir tatlı su rezervimizin % 62’isi (yaklaşık üçte
ikisi) 2018 yılı itibariyle tüketilmektedir.
Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1365 m 3 civarında
olup su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Bugün için kullanılmayan üçte birlik tatlı su
rezervimiz yıllık binde 12 nüfus artışı göz önüne alındığında en iyimser tahminle en fazla
2055 yılına kadar yeterli olacaktır. Doğanın kendi ihtiyaçlarının artışı ve mülteci, sığınmacı
gibi öngörülmeyen veya kayıt dışı nüfusun tüketimi de dikkate alındığında, tehlikenin ne
boyutta olduğunu görmek zor değildir. Konu ile ilgili olarak, 2030 yılı için kişi başına düşen

kullanılabilir su miktarının 1000 m 3 /yıl civarında olacağı ve Avrupa Çevre Ajansı‘nın
hazırladığı raporda da 2030 yılında Türkiye‘nin pek çok bölgesinde orta ve yüksek
seviyelerde su sıkıntısı yaşanacağına dikkat çekilmektedir. Bu durum, sanıldığının aksine,
Türkiye`nin yakın gelecekte ciddi su sorunları ile karşılaşmaya aday bir ülke olduğunu
göstermektedir.
Ülkemizde su kaynaklarımız ve su havzalarımızla ilgili olarak birçok olumsuzluk
yaşanmaktadır:
 Su havzaları ve beslenme alanlarının sanayi ve kentsel yerleşim bölgeleri haline
getirilmesi nedeniyle özellikle yeraltısuyu akiferleri kentleşme ve sanayileşmeden
miktar ve kalite olarak olumsuz etkilenmektedir. Günümüzde 50 civarındaki büyük
kentimiz zengin ve yaygın yeraltısuyu taşıyan akiferler üzerindedir. Kentsel
gelişme planları her geçen gün bu sayıyı arttırmaktadır.
 Ülkemizin yeraltısuyu akiferlerinde aşırı tüketim sonucu bazı yeraltısuyu havzalarında
su düzeyleri hızla düşmüş, kıyı akiferlerine deniz suyu girişleri ile tuzlanma yaşanmış,
bazı yeraltısuyu akiferlerimiz ise yanlış kentleşme, sanayileşme ve tarım politikaları
sonucu hızlı bir şekilde kirlenmeyle yüz yüze bırakılmıştır.
 Başta Ergene ve Sakarya nehirlerimiz olmak üzere ülkemiz akarsularının büyük
çoğunluğu kullanılamayacak düzeyde kirletilmiş durumdadır. Hatta Tarım ve
Orman Bakanının açıklamalarına göre Ergene nehrinin sularının kullanılabilmesi için
4 milyar lira yatırıma ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.
 Su havzalarının tarıma açılması çok miktarda kimyasal gübre ve kimyasalın bu sulara
karışmasına neden olmuş, içme ve kullanma suyu elde etmek üzere arıtılarak
kullanılan ham su kalitesi düşmüştür. Az miktarda kalan kullanılabilecek nitelikteki
akarsularımız ise enerji üretimi adına talana açılmış, neredeyse yok edilmiştir.
 Ülkemiz su havzalarına bakıldığında, Konya, Büyük Menderes, Gediz ve
Kızılırmak gibi su havzalarımızın kuraklık ve küresel ısınma tehlikesi altında "yok
olma" sürecine gireceği, bu havzalardaki yüzey sularının süreç içinde aşamalı
olarak 2100 yılında %50 azalacağı belirtilmektedir.
 Yine, ülkemizin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir gölü hızlı bir küçülme
periyoduna girmiş, Göller Bölgesi yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Tuz
gölü hızla küçülmekte, Bafa ve Van göllerinin su seviyeleri düşmektedir. İç
Anadolu‘da, Eşmekaya ve Ereğli sazlıkları kurumuş, Akşehir Gölü havzası çölleşme
ile karşı karşıya kalmış, Meke ve Sultan Sazlığı da yok olmuş, Türkiye‘de son 50
yılda yanlış su politikaları nedeniyle sulak alanların yarısı ya kamu eliyle yok
edilmiş veya yok olma aşamasına gelmiştir.
 Ülkemizdeki birçok akarsuda son yıllarda kamu yararı göz ardı edilerek plansız bir
şekilde inşa edilen HES`ler nedeniyle çok ciddi ekolojik ve kültürel sorun ve
olumsuzluklar yaratılmıştır.
 Ülkemizde su kaynakları ve tarım alanlarının dağılımı başta olmak üzere bütün doğal
kaynakları ve ekolojiyi dikkate alan bir göç, yerleşim veya kentleşme-sanayileşme
modeli kurulamadığından aşırı büyüyen ve sanayileşen metropollere su sağlamak için
yüksek maliyetli yatırımlar ile havzalar arası su transferi yapılmak zorunda
kalınmaktadır. Bu durum hem ekonomik, hem çevresel, hem de sosyal açıdan bir çok
sorunu beraberinde getirmektedir.
Sonuç olarak, sınırlı olan su kaynaklarımız, hızlı ve çarpık kentleşme, nüfus artışı, endüstriyel
faaliyetlerinin doğurduğu çok çeşitli katı ve sıvı atıklar, katı atık depolama yerlerinin
yeraltısuyu rezervuarlarının beslenme alanlarında seçilmesi, su havzalarının imar planlarına

açılması, tarım alanlarında bilinçsiz gübre ve tarım ilacı kullanılması yerüstü ve yeraltısuyu
kalitesini ciddi olarak tehdit etmekte ve  su kaynaklarımız hızla kirletilmektedir.
Bütün bu olumsuzlukların yanında bugün, sularımız diğer bir önemli tehdidin altındadır.
Ulusal ve uluslararası sermayenin uzun zamandır Türkiye‘de suyu ticarileştirme ve
piyasalaştırma amacında olduğu bilinmektedir. Geldiğimiz noktada, su politikaları küresel
sermaye tarafından belirlenmekte; kıtlık, kuraklık ve su krizi gerekçelendirmeleri ile su
yönetimi, uluslararası kuruluşlar ve çokuluslu su şirketlerine teslim edilmekte, su yaşamsal
doğal bir hak olmaktan çıkarılıp, ticari bir meta haline getirilmek istenmektedir.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bu güne kadar yaptığımız önerilerimizi, kısa ve
uzun vadede yapılması gerekenleri bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.
 Yeraltısuları rezervini doğru ve sağlıklı olarak belirleyebilmek için ülke çapında
yeraltısuyu havzalarının hidrojeolojik çalışmaları hızlı bir şekilde yapılmalı,
havzaların yeraltısuyu potansiyeli belirlenmeli, yapılan yeraltısuyu tahsisleri
izleme sistemi kurularak takip edilmelidir.
 167 Sayılı Yeraltısuları Hakkında Kanun ve ilgili mevzuatında değişiklikler yapılarak
özellikle yeraltısularının korunmasına yönelik ciddi ve caydırıcı önlemler
getirilmeli, sayıları 500.000’ne varan kontrolsüz kuyu açılması acilen
önlenmelidir.
 DSİ Genel Müdürlüğü en kısa sürede yeniden yapılandırılarak, Yeraltısuları Daire
Başkanlığı kurulmalı, bu başkanlığın öncülüğünde TUBİTAK ve Üniversitelerimizin
de katkılarıyla en kısa zamanda ülkemiz derin yeraltısuyu akiferleri araştırma
programı başlatılmalı, derin yeraltısuyu akiferlerin varlığı ve nitelikleri ortaya
konulmalıdır.
 Batı Anadolu ve Akdeniz bölgesinde doğrudan denize boşalan yeraltısuları
araştırılmalı, bu bölgelerde her geçen gün artan talep de dikkate alınarak bu
sular kullanılabilir hale getirilmelidir.
 İçme ve sulama suyu, sınır aşan sular, ekolojik göçler, çölleşme ile yok olan sulak
alanlar, meralar, tarım alanları ve azalan tarımsal üretim ve plansız hidroelektrik
üretimi gibi büyük problemler ile karşı karşıya olan ülkemizde de kuraklık ulusal afet
mevzuatımıza dahil edilmelidir.
 Atık sularımız özellikle su kıtlığı çekilen yerlerde yeniden kullanılabilir hale
getirilmeli, şehir ve sulama şebekelerinde kaçakların önlenmesine yönelik tedbirler
alınmalı, kent içi rekreasyon alanlarında yüzey suyu depolanması işlevi de görev
peyzaj düzenlemeleri yapılmalıdır.
 Tatlı su kaynaklarımızın %20 sinin kullanıldığı sanayi sektöründe de önemli ölçüde su
tasarrufu sağlanabilmesi için ileri teknolojiler ile beraber atık su kullanımı
yaygınlaştırılmalıdır.
 Ülkemizde tatlı su kaynaklarının %70 inin kullanıldığı tarım alanlarımızda aşırı
sulama sebebiyle tuzlanma ve çoraklaşma yaşanmasına karşı, tarımsal faaliyetlerde
toprağın jeolojik yapısına uygun sulama yöntemi seçilmeli, çiftçi sulama konusunda
etkin bir şekilde eğitilmelidir.
 Kentleşme, sanayileşme ve tarım politikaları yeniden gözden geçirilerek yüzey ve
yeraltısuyu kirliliğine neden olan unsurlar önlenmeli, yeraltısuyu akiferleri ve
beslenme havzalarının üzerinde veya kenarında yer alan yerleşim birimlerinin
planlanması süreçlerinde bu akiferlerin korunmasına özel önem verilmeli, bu
alanlar planlama süreçlerinin dışına çıkarılmalıdır.
 Başta Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere, kentlerimizin su temin işleri ile sorumlu
Genel Müdürlükleri tesisat hizmetleri yapan birimler olmaktan çıkarılmalı, yeniden

yapılandırılarak kentlerin su temin stratejilerini oluşturan, bu stratejilerin
gerçekleştirilmesi konusunda çalışmalar yürüten birimler haline dönüştürülmelidir.
 Bir havzada yer alan tüm su kaynakları dikkate alınarak havza bazında hidrojeolojik
çalışmalar yapılmalı, o havza için en uygun entegre su yönetim modelleri
geliştirilmelidir.
 Tüm bu bilimsel teknik çalışmaların temeli olarak; bireylerin ve toplumların sağlıklı,
içilebilir, temiz suya her durumda koşulsuz ve bedelsiz ulaşım ve tüketim hakkı, "su
hakkı" temel bir insan hakkı olan "yaşam hakkı" olarak görülerek, suyun
ticarileştirilmesinden, su kaynaklarımızın özelleştirilmesinden vaz geçilmeli, su
yönetim sistemlerine sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ile halkın katılımını
esas alan mekanizmalar geliştirilmelidir.
 Su yapıları ile ilgili proje ve tesise adeta olumlu karar vermenin alt yapısı olarak
kurgulanmış ÇED süreçleri değiştirilmeli, hiçbir bilimsel kritere göre belirlenmeyen
ve denetlenmeyen “can suyu” miktarı konusu toplumsal fayda ve bilimsel ilkeler
çerçevesinde yeniden tanımlanmalıdır. Ekolojik gerçekler ve kamu yararının göz
ardı edildiği, enerji gereksiniminin karşılanmasına katkısı olmayacak
HES`lerden vaz geçilmelidir.
 Suyun ticari bir meta olarak gören anlayış ve üretim biçimi yerine, doğal çevrimini
sürdürerek tüm insanlığın ve canlı yaşamın devamını sağlamak için toplumsal
ihtiyaçların karşılanmasına ve gelecek kuşaklar için korunmasına odaklı bir anlayış
esas olmalı; suyun tüm canlılar için yaşamsal bir hak olduğundan hareket
edilerek, bu yaklaşım temelinde yaşanan olumsuzlukları giderecek ve önerilerimizi de
hayata geçirecek bir “Su Yasası” çıkarılmalıdır.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak Dünya Su Günü‘nde bir kez daha ifade ediyoruz
ki; tarih boyunca insanların ve uygarlıkların gelişiminde en önemli unsurların başında
gelen tatlı suların araştırılması, entegre su yönetimi anlayışıyla kullanılması, ticari bir
mal olarak görülmeden kamusal bir miras olarak geleceğe korunarak bırakılması
yaşamsal bir öneme sahiptir. Ülkemizin geleceği için hayati önemde bir sorun olan “Su
Yasası”nın yalnızca politikacıların inisiyatifine bırakılacak bir konu olmaktan
çıkarılması gerekmektedir.

 
Habere Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Yorumunuz
 
3 + 9 =? işleminin sonucunu rakam ile aşağıya yazınız.
 
   
 

Web sitemiz, yorum ekleyen kişiye ait ip adresi, e-posta adresi ve ad-soyad bilgilerini saklama ve resmi makamlarca istenildiği takdirde bu bilgileri yorumcu onayı alınmaksızın iletme hakkına sahiptir.

Benzer Haberler

Ana Sayfa   |   Seri İlanlar   |   Reklam   |   Foto Galeri   |   Şiir Köşesi   |   Künye   |   Önemli Linkler   |   Editörden   |   İletişim
www.eskisehirdehaber.com web sitemizde yer alan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları saklıdır. www.eskisehirdehaber.com'un onayı olmadan bu içeriklerin kopyalanması, yeniden yayınlanması veya yeniden dağıtılması yasaktır.